Mesajlar Etiketlendi ‘Önyazı’

h1

İş Görüşmesi Mi?

12 Haziran 2008

Merhabalar, Vatani görevimin ardından yeni yazılar yazmak istesem de bir türlü yazamadım. Bugüne kısmet oldu.

Yaklaşık üç ay oldu askerden geleli. Sivil hayata adaptasyon sürecinin ardından iş aramaya koyuldum. Artık askerlik derdinden de kurtuldum. Dert diyorum çünkü bilhassa yeni mezun erkekler için askerlik konusu, kariyer planlamasında en önemli engellerden birisi oluyor.Uzun vadeli planlar ve tercihler yapabilmeni kısıtladığı gibi firmaların da ilk tercihi olmuyor birkaç ay ya da sene içinde askere gidecek bir aday.

Birkaç aydır genelde net üzerinden iş başvuruları yapmaktayım. Sektöründe Dünya lideri olan, Avrupa lideri olan, uluslararası piyasada ismi cismi olan firmalardan tutun da bir aile işletmesi olarak faaliyet gösteren, çekirdekten gelmiş esnaflarla da iş görüşmeleri yaptım, yapmaktayım. Mülakatların geneli kendi açımdan olumlu geçti. Mülakat heyecanı hoşuma gidiyor galiba. Adrenalin yükseliyor biraz. Ama her şeyden önce mülakata giren diğer adayları gözlemlemek ve mülakat yapan profesyonellerin nasıl çalıştıklarını incelemek beni eğlendiriyor.

Her mülakat yeni bir hikaye demek benim için. Dostlarımla paylaşıyorum bazen yaşadıklarımı. Bazen profesyonellik bu mu dedirtiyor gördüklerim, yaşadıklarım. Cep telefonumu bir metreden öteye uzaklaştırmıyorum. Telefonun her çalışı, acaba iş görüşmesi için mi arıyorlar diye düşünmeme ve ardından gülümsememe neden oluyor. E-posta hesabımı günde kaç defa takip ettiğimi bilmiyorum bazen. Garip bir halmiş bu işsizlik hali, iş arama süreci. Bazen umutlarım azalıyor. Ülke nereye gidiyor diye soruyorum kendime. İş arayan bazı arkadaşlarımı gördükçe, mülakat öncesi üç beş dakikalığına kırk yıllık dostçasına muhabbet kurduğum mülakat arkadaşlarıma bakıyorum. Bazen diyorum tablo çok ama çok karanlık….

CV hazırlarsın, gönderirsin sağa sola. CV hazırlarken ve gönderirken başlar elenme süreci. Belki de daha öncesinden. Ne demek CV? Özgeçmiş’in birçok tarifi yapılır. Ama CV esasta beni görüşmeye davet edinden başka bir şey değildir.

Ülkemiz Avrupa’da en genç nüfuslu ülkelerden. Hayat giderek zorlaşıyor. Dünya piyasasında rekabet almış başını gitmiş. Küreselleşme ile birlikte dünya büyük bir köy diye ifade edilir hale geldi. Bu büyük köyün de muhtarları var elbet. Dev şirketler, diğer şirketleri bir bir yutarak büyümeye devam eder. Orta ölçekli birçok firma çareyi birleşmekte görür. Küçük ölçekli firmaların çoğu da daha fazla dayanamayıp bu dünyadan elini eteğini çeker ya da karın tokluğuna yaşama savaşı verir. Ülkemizde devlet sektörü de küçülmeye başladı. Ülkemizin kaderi mi bu diye düşünüyorum bazen. En güçlü olmamız gereken konu en zayıf halkamız oluveriyor. Bu kadar genç nüfus var. Ama ülke yöneticileri maalesef ki geleceği doğru okuyamamışlar. Daha doğarken borçla doğuyor neslimiz. İlkokul, derken orta öğretim, lise ve sonra üniversite. Çocuk aklıyla başlıyor mücadele. Bu rekabet ortamı çoğu zaman da haksız rekabet şeklinde cereyan ediyor. Sınavlar, şunlar bunlar. Oysaki, sosyal başarı çok daha önemli. Ezberci mantıkla sınavlara hazırlanıyorsun. Başarılı olanlar yoluna devam ediyor. Ama bu sınavlar neyi belirliyor? Konudan uzaklaşıyorum galiba. Hemen konumuza döneyim.

Küreselleşen bir dünyada, dünyanın bilmem neresindeki ekonomik sarsıntı burada bizi de etkiliyor. Eskisi gibi yüksek karlılık oranları yok. Artık geçmişte olduğu gibi ürün kıtlığından ziyade müşteri kıtlığı yaşanıyor. Firmalar bilmem kaç oranında büyüme hedefi koyuyorlar ve buna göre üretim yapıyorlar. Ama pazar firmaların büyüme oranının altında büyüyor. Bu durumda da kapasite fazlası meydana geliyor. Kapasite fazlasını gidermek için de farklı yollara gidiliyor. Tüm bunlar da ek maliyet demek. Maliyetler artıyor, karlılık düşüyor. Gelelim İnsan Kaynaklarına. İş gücü arzı, iş gücü talebinden daha az olunca işe girmek de zorlaşıyor. 20 kişi alınacak 5000 kişi başvuruyor. Yine sınavlar mınavlar. Yüksek puanlar alsan da yetmiyor bazen. Ülker’e ayda 25.000 CV gönderiliyormuş. Ve Ülker veritabanında 540.000 CV hali hazırda beklemede! Velhasılı kelam, işsiz nüfus ve işinden memnun olmayan bir kalabalık var. Dolayısıyla da işe girmek için çetin bir rekabet yaşanıyor.

İK yetkililerine buradan seslenmek istiyorum. İK yetkililerinin en önemli görevi belki de en iyi adayı işe almaktan ziyade işe en uygun olanı işe almak. Tabi ki, bu süreç onlar için de zor. Zira dünya kadar masraf yapıp çok zaman harcıyorlar. O kadar adayı tek tek dinliyorlar. Firmaları için ve adaylar için en doğru kararı vermeye çalışıyorlar. Ama birkaç eleştiri yapmak istiyorum. Sadece adaylardan bir şeyler beklemek profesyonellik olmamalı. İnsan Kaynakları yetkililerine ya da işe alım sürecinde görev alan diğer firma yöneticilerine de büyük sorumluluklar düşüyor. Adayın beden diline, ses tonuna, görüntüsüne, ifade kabiliyetine, diğer sosyal becerilerine, mesleki yeterliliğine daha bilmem ne yeteneklerine, yetkinliklerine bakarken firma yetkililerinin de bu konularda dikkatli davranması gerektiğini düşünüyorum. Zaman hepimiz için çok önemli. Zamanın süper hızlı aktığı bir çağda yaşıyoruz. İş görüşmesine geç kalmak aday için büyük bir eksi puan olurken firmanın verdiği randevuya dakikalarca bazen saatlerce geç kalması da o derece büyük bir eksi. Mesela bir iş görüşmesinde bu şekilde bekletildim. Zaman yönetimi ve planlama açısından firma adına büyük bir hataydı benim için. Şikayetimi İK yetkilisi hanımefendiye ve firma yöneticisine de bildirdim. Mülakatın tek tek yapıldığı bir görüşmeydi. 30 kişiye aynı saate randevu vermek profesyonellik olmasa gerek. Bazen de olumlu olumsuz bir cevap almak haftalar, aylar sürebiliyor. Daha net olunabilir. Daha dürüst olunabilir. Kardeşim ben seni şu şu nedenlerden ötürü düşünmüyorum demek ya da en azından pozisyon için uygun görülmediniz başvurunuz olumsuz sonuçlandı demek zor olmamalı. Binlerce başvuruya cevap vermek de maliyet yükler ve zaman alır. O ayrı mesele. Ama adayların olumlu olumsuz cevap almaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Bir mesele daha var. İnsan Kaynakları bölümünde çalışan kadro bir firma için en önemli çalışan guruplarından belki de. Öyle ki, İK ile ilk randevu bir anlamda firma ile tanışmak demek. Bu kadronun gerçekten iyi eğitilmiş olması önemli. Kimya, fizik, ziraat ya da bilmem nereden mezun olup 20 30 saat insan kaynakları eğitimi alarak insan kaynakları uzmanı olunmaz. Olunmamalı da. Bu kadar basit mi? Ha bu bölümlerden mezun olan arkadaşlar bu işi yapamaz demiyorum. Ama bu bölümde çalışmak için de daha fazla donanıma sahip olmak gerek. Son iki üç yıldır bizde de meşhur olmuş bir kavram var: İnovasyon. Para kazandıran yenilik. Bence İnsan Kaynakları bölümü de inovasyon konusuna daha fazla önem vermeli. Toplumsal, idari ve kültürel ortamlarda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması diye de tanımlanıyor inovasyon. İş ilanlarına bakıyorum. Neredeyse birbirinin aynı. Kes, kopyala, yapıştır. Eee nerede kaldı yaratıcılık? Adaylara kırk takla attırıyorsunuz ama siz ev ödevinizi yaptınız mı? Dersinize iyi çalıştınız mı? Bir de bazı iş ilanları gerçekten komedi. Bir ilanda yazıyor. Bilmem ne bilgisayar programlarını bilen, şusu olan, busu olan diye. Sonra yazmış 37 numara ayakkabı giyen bayanlar tercih sebebidir diye. Bu tabi ki de örnek olmaz ama mantık sınırlarını zorlayan birçok ilanla da karşılaşmak mümkün. Bilmem ne kadar tecrübesi olan, iki üç yabancı dili iyi bilen, otuz tane -işle alakalı alakasız- bilgisayar programı bilen, seyahat engeli olmayan, dış görünüşüne önem veren, oturup kalkmasını bilen, takla atabilen, yağmurda yürürken ıslanmayan… Tabi ki, firma yüksek donanımlı kişilerle çalışmak ister. Bu bir firmanın en doğal hakkıdır. Ama üç kuruş maaş vereceği bir pozisyona bu kadar zorlama bir ilan ile insanların vaktini de çalmaya hakkı yoktur, olmamalıdır. Elin memleketinde fotoğraflı CV etik bulunmazken benim memleketimde fotoğrafsız başvurular kesinlikle değerlendirme dışı tutulacaktır diyebiliyor birçok firma. Bir konu daha var eleştirmek istediğim. Mülakatlar yapılırken adaya muhtelif konu başlıkları altında sorular sorulur. Bu sorular adayı daha yakından tanımak içindir ve sorulmalıdır. Zira doğru adayı bulmaktır İK’nın görevi. Ama bu her şeyi sorarım demek değildir. Pozisyonla alakalı olmayan şahsi sorular sormaya ve adayın geçmişini ya da yaşam tarzını yargılamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu ahlaki de değildir.

İK yetkililerine önerim:

  • İş ilanlarını daha açık ve net olarak kes, kopyala, yapıştır şeklinde değil de pozisyonu ve aranan nitelikleri doğru kelimelerle ifade edin,
  • Verdiğiniz randevuya riayet edin,
  • Şahsi sorular ile adayı zora sokacak ve hayatına müdahale edecek sorular yerine, mesleki anlamda yeterliliğini ölçecek sorular sorun,
  • Daha inovatif yöntemler geliştirin. Siz de farklılaşın,
  • Açık sözlü ve dürüst olun,
  • Son olarak, zorlaştıran değil de kolaylaştıran olun.

İş arama derdine düşmemiş ama yakın bir zamanda bu durumla karşılaşacak olanlara da birkaç önerim var. Özellikle öğrenci arkadaşlarıma:

  • Kendinizi tanıyın,
  • Geleceğinizi planlayın,
  • Hedefleriniz ve stratejileriniz olsun her zaman,
  • Teorik bilgi edinirken pratik bilgi de edinin. Staj programlarına ve öğrenci değişim programlarına vs. katılın. Sosyal yönünüzü geliştirin,
  • Mesleki anlamda sektörün taleplerini araştırın ve kendinizi o yönde geliştirin,
  • Bugününüzün kıymetini bilin ve hayatın tadını çıkartın.

Birkaç kelam da iş aramaya devam eden arkadaşlara:

  • Bu süreç kendimizi tanımak ve değerlendirmek için fırsat da sağlamış oluyor. Kendinizi tanıyın. Bol bol hayaller kurun. Eksiklerinizi gidermek için öncelik sıralaması belirleyin,
  • Başarının sırrı Networking diyorlar. İnterneti etkin bir şekilde kullanın ve networking ten de faydalanın,
  • Umutsuzluğa kapılıp kendinizi koy vermeyin. Mücadele, mücadele ederek öğrenilir ve kazanılır.
  • Sabredin…

Ve son söz tüm okurlara: Sağlıcakla kalın…

Mustafa Esken

*Bu yazı www.izgoren.com’da da yayınlanmıştır.
http://www.izgoren.com//index.php?option=com_content&task=view&id=693&Itemid=0