Mesajlar Etiketlendi ‘KPSS’

h1

Tek Yol KPSS Mi?

30 Haziran 2008

Daha keyifli konulardan bahsetmek mümkün ama yeri gelmişken bir şeyler paylaşayım istedim.

Hafta sonu binlerce genci ve yakınlarını ilgilendiren ve birçoğunun gelecek hayaline ulaşmalarındaki elzem adım olan Kamu Personeli Seçme Sınavı yani KPSS vardı.

Gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde durum nasıl acaba? Devlet sektörüne ilgi ne düzeyde? Bilgisi olanlar yorumlarda bizimle paylaşırlarsa sevinirim. Ülkemizde bürokrasi ve devlet sektörü hala büyüklüğünü korusa da küçülme eğiliminde. Türk firmaları da günden güne dünya piyasasında yer almaya, dünya devleriyle rekabet etmeye başladılar. Son yıllarda, Türkiye pazarını ciddiye almayan birçok firma artık ülkemizi hedef pazar olarak görmekte. Ülkemize yabancıların ilgisi de giderek artıyor. Tüm bu gelişmeler de istihdam demek. Yani devlet sektörü küçülürken özel sektör büyüyor.

20’li yaşlarını yaşayan gençler, zamana ayak uydurmanın telaşında. Bir yanda artık tüm dünyayı sarmış popüler kültür ve inanılmaz hızla değişen bir dünya; diğer yanda ise yeni dünyada kendine yer arayan Türkiye ve eski alışkanlıklardan vazgeçemeyen aileler… Evet 20’li yaşlarını yaşayan gençler geçiş dönemini yaşıyorlar. Ne kendi ana-babaları gibi bir hayat yaşayacaklar ne de kendilerinden sonra gelecekler gibi…

Bir zamanlar orta direk diye tanımlanan insanlar yaşardı. 90’ların ortalarına kadar da devam ettiler yaşamaya. Ne parayı sağa sola savuracak kadar gelirleri olurdu ne de ele güne muhtaç bir yaşam sürerlerdi. Kendi yağlarında kavrulur, küçük dünyalarında mutlu mesut yaşarlardı. Maalesef ki, yeni bin yıla yaklaşırken orta direk yok oldu. Devlet babaya sırtını yaslayan memurlardı bunlar. Bir zamanlar devlet memuru olmak büyük prestij demekti. Türkiye nüfusu sürekli olarak arttı ve artmaya da devam ediyor. Ülkeyi yönetenler de nüfusu iyi hesap edemedikleri için doğru politikalar üretemediler. Günü kurtaracak uygulamalar her dönem Türk yöneticilerinin tercihi oldu. Hal böyle olunca da işsizlik sorunu en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıktı. Zaten sanayileşme sürecini doğru düzgün yaşayamamış bir ülkede piyasaların da düzgün işlemesi kolay bir iş değildi.

Ülke gündemini takip ediyorum, etmeye çalışıyorum. Üniversitelerle ilgili haberleri görünce de canım sıkılıyor. Hani dedik ya günü kurtarmak diye. Maalesef strateji yok, planlama yok. Meselenin özüne inmek yok. Neymiş efendim daha fazla genç üniversite okusunmuş! Evet politika yapıcılarının da işleri zor. Üniversite okumak isteyen milyonu aşkın genç varken üniversitelerimiz bu rakamın çok altında öğrenci kabul edebiliyor. ÖSS ile gençler yarışıyorlar ve yeterli puanları alabilenler bir yere yerleşiyorlar. Bu mesele çok büyük ve farkı bilim dallarının inceleme konusu aslında. Birçok soru geliyor akla?

  • Neden gençler üniversite okumak istiyorlar?
  • Üniversite okumadan da meslek sahibi olunabileceğinin kimler farkında? Ya da üniversitelerin meslek kazandırma okulları olmadığını kimler biliyor?
  • Ülkeyi yönetenler neden herkesi üniversite mezunu yapmak istiyorlar? Sadece diploma veren ve eğitimleriyle insanı geliştirmekten ziyade daha da pasif hale getiren birçok üniversite varken dağlara taşlara yeni üniversite kurmak niye?
  • Zaten eğitim kalitesi düşükken, yeterli imkanlar yokken ve şu halde bile durumu kotaramazken öğrenci kontenjanlarının arttırılması niye?

Verilmiş onca çabanın ardından üniversitelere yerleşen gençler çok geçmeden farkına varıyor hayatın. Bir yandan hayat akarken bir yandan da sorumluluklar yavaş yavaş omuzlanmaya başlanıyor. Birçok bölümde okuyan öğrenciler mezuniyet sonrası için düşünmeye başlıyor. Görebildiğim kadarıyla gençlerin çoğu KPSS’ye karşı çıkıyorlar ve memuriyeti arzulamıyorlar. Tabii öğretmenlik gibi mesleğini icra etmek için bu sınava mecbur olanları tenzih ediyorum. KPSS’ye itiraz etmek aynı zamanda alternatifler oluşturmayı da gerekli kılıyor. Memuriyet istemiyorsan ne istiyorsun? Esas sıkıntı bence bu. İnsanın ne istemediğini bilmesi de önemli bir husus bence. Alternatif planları olmalı insanın ve kendine yeni yollar açmalı. KPSS’ye hayır diyerek havayı dövmek mezuniyet sonrasında bir şey kazandırmıyor maalesef. Hatta öyle ki, seçenek oluşturamayanlar bir iki sene kaybederek yeniden KPSS’ye yönelmeye başlıyorlar. Bu sefer özgüvenleri de daha zayıf bir şekilde her türlü memurluğa evet diyerek bir uğraşın içine giriyorlar.

Genç nüfusumuz oldukça fazla. Ülke alt yapısı bu nüfusu taşımakta zorlanıyor. Devletten bir şeyler beklemekten de vazgeçmeli belki de. Bazı üniversiteler girişimciliği arttırmak için programlara başladı bile. Devlete kapağı atayım yan gelip yatayım mantığından da sıyrılmalı. Üretmeli, üretmeli ve üretmeli. Hayıflanmaları duyar gibiyim. Evet o kadar çok mazeretimiz ve bahanemiz var ki. Milyonlarca sebep bulabiliriz kendimizi haklı çıkarmak için. Hayat mücadele demek ve terimizin son damlasına kadar mücadele etmeliyiz. Milli takımımız bize bunu bir kere daha hatırlattı. Dünyanın saygısını kazandık. Ne süper futbol oynadık ne de başka bir şey. Başarımızın sırrı: mücadele, mücadele ve mücadeleydi.

KPSS’ye olan rağbet bazı şeyleri tekrar tekrar düşünmeme neden oldu. Kendimize yeni yollar açmalıyız. Kendimiz için, ailemiz için ve ülkemiz için. İhtiyacımız olan en önemli şey mücadele ruhu. Gerisi bir şekilde gelecek zaten.

“Herkesin gittiği yoldan giderek herkesle yarışa giriyoruz . Yeni yollar açmalıyız…”


h1

Bordür ve Tretuvar Çalışması

14 Haziran 2008

Başkent yine imar atağına kalktı. Her tarafta hummalı çalışmalar devam ediyor. Yollar kapandı, kaldırımlar söküldü…

Tüketim üzerine iki farklı yaklaşım tartışılıyor. “Tüketmek yaşamaktır” ve “Tüketirsen tükenirsin”. Türk belediyeciliği birinci felsefeyle hareket ediyor galiba. Seçimler de yaklaşıyor ya artık her taraf delik deşik olur. Başkentte çalışmalar çoktan başladı bile. Şehir planlaması bizde öteden beri gelişmemiş bir alan. Önce asfalt dökülür, yollar adam edilir. Bir sene sonra boru döşemek için her taraf kazılmaya başlanır. Sonra tekrar yollar düzeltilir. Bu sefer başka bir çalışma için yollar, kaldırımlar kazılır. Milli servet de bu şekilde eriyip gider. Tabii kimin umurunda milli servet? Yapılan bu çalışmalar boşa değildir. Siyaset ve siyasetten beslenenler için birincil derecede öneme haizdir bu çalışmalar. Siyaset maalesef türbinlere oynamaktır ülkemizde. Bakın belediye ne de güzel çalışıyor?

Dev şirketlerde Türk mühendisleri önemli başarılara imza atıyorlar. Türkiye, birçok firma için mühendislerin istihdam edildiği bir bölge halini almaya başladı. Dünya piyasasına göre nispeten daha ucuz işgücü ve daha kaliteli üretim demek Türk mühendisliği. Demek ki, mühendislerimizde sorun yok. Peki kimde sorun? Türkler yöneticiliği bilmiyor diyeceğim. Ama tarih bilgim böyle bir cümleyi kullanmayı asla müsaade etmez ve etmeyecek de. Dünya tarihinde Türklerin önemi sandığımızdan çok ama çok daha fazla. 16 tane büyük devlet kurmuş bir milletin parçasıyız. Birçok tarihçiye göre bu rakam 16’nın çok üzerinde. Tarihten günümüze gelelim. Artık Türk yöneticileri de dünya piyasalarında üst düzey yöneticiler ile rekabet etmeye başladı. En önemli örneklerden birisi Muhtar Kent. Avrupa ve dünyada genç nüfus oranı yüksek milletlerden birisiyiz. Nüfus doğru yönetilirse bize stratejik yönden büyük avantaj sağlayacak. Doğru yönetilemezse ülkemizin kamburu olacak. Bu nedenle Türklerin dünya piyasasına yönetici ihraç etmesi gerekiyor. Tabii bu da kendiliğinden olacak bir şey değil.

Küresel ısınma çok tartışılır gibi görünüyor. Ama tartışmalar insanoğlunu ilgilendirmiyor galiba. Bizler bile televizyonda yayınlanan haberleri, belgeselleri seyrediyoruz. Birkaç dakika düşünüyoruz, endişeleniyoruz. Çok geçmeden kendimize geliyoruz ve devam ediyoruz aynı tempoda yaşamaya. Muhtemelen siyasiler de bu konu üzerinde çok fazla düşünmüyorlar. Çünkü bu, uzun vadeli bir konu (çok fazla zamanımız kalmadı kalmasına da 4-5 senelik seçim dönemi düşünülürse hala uzun vade olarak değerlendirilebilir).

Türkiye’nin kendine özgü çıkış yolları geliştirmeye ihtiyacı var. Bir gazeteci öneride bulunmuştu birkaç sene evvel. Devlet sektörüne girebilmek için gençlerden bazı şartlar isteniyor. Kamu Personeli Seçme Sınavı yapılıyor ve yüz binlerce aday sınavı kazanmak için yarışıyor. Devletin en önemsiz görevlerini bile yetişmiş insanlara teslim ediyoruz. Ama en önemli kararları alacak olan milletvekilleri için her hangi bir düzenleme yok. Milletvekilliği Seçme Sınavı düzenlense şuan mecliste bulunan kaç vekil sınavı geçer dersiniz?

Demem o ki, yönetim, yönetim ve yönetim. Her şeyin başı yönetim. Her şeyden önce hepimiz birer yöneticiyiz. Kendi hayatlarımızı kim yönetiyor? Bizler kendi hayatlarımızı en mükemmel şekilde yönetecek, belediye ve ülke yönetimlerinde de söz sahibi olmaya gayret edeceğiz. Türk milleti koyun gibidir. Başına bir çoban koyarsın. Güdülür gider… Sizce de durum böyle mi? Ben bunu kabul etmiyorum…

Mustafa Esken