“Bir lokma, bir hırka.” Ecdat, bir cümleyle özetlemiş “huzur”u. Kendimden yola çıkarak, etrafı, milletimi ve insanlığı anlamaya çalışıyorum bazen. Kim anlamış ki ben anlayayım?
Kapitalist düzen! Bilinen ve görünen birçok gerçeğin gizlenen sebebi aslında. Birçok konu ile birlikte küresel ısınma, gündemde olması gerekirken, tüm çabalara rağmen hala göz ardı ediliyor. Dünya bu şekilde tüketmeye devam ederse sonumuz nice olur? Bu soruyu sormak bile endişelenmemiz için yeter de artar. Çılgınca tüketiyoruz. Kaynaklar tükeniyor. Ve biz reklamlarda da ifade bulduğu gibi: “Hep daha fazlasını” istemeye devam ediyoruz. Yazının bu kısmından sonra her yerde okuyacağınız şeyleri yazmak istemiyorum!
Hepimiz çocukluğumuza özlem duyarız. Belli bir hayat tecrübesine sahip olanlarımız da: “Ne günlerdi o günler. Belki bugün sahip olup da o vakitler sahip olamadığımız birçok şey var şimdi. Ama o günlerin, o muhabbetlerin, dostlukların arkadaşlıkların ve o eski bayramların tadı yok artık!” diye hayıflanıp durur. Muhtemelen siz de zaman zaman eskiyi arıyorsunuz. “Her geçen gün, gelecekten daha iyi olacaktır” diye bir cümle var ya anlatıyor her şeyi. Çünkü büyüdükçe değişiyor insan. Duygular değişiyor, zayıflıyor. Hatta bazıları yok oluyor. Gözümüzün gördüğü ile elimizin uzandığı ile ve küçücük sevgi kırıntısıyla bile mutlu olabilmeyi biliyorduk çocukken. Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini biliyorduk belki de. Büyüyünce bunun tam tersine, sahip olamadıklarımızın üzüntüsünüyaşıyoruz nedense!

Trend peşindeyiz! Modayı takip etmek artık işimizin bir parçası, gereği. Öylesine rekabetin içindeyiz ki, kendimizle bile yarışıyoruz. Oysa ki, her insanın yaradılışı farklı. Biri diğeri gibi olamaz ki. Her insanın içinde ayrı ayrı güzellikler varken… Ama piyasa şartları belli. Kuralları biz koymuyoruz ve bir şekilde hayatımızı idame ettirebilmek için piyasada tutunmak için kendimizden ödün veriyoruz. Ne için? İhtiyacımız olduğuna inandırıldığımız ve kapitalist düzenin daha iyi işlemesi için gerekli olan şeyler için. Öylesine bir hal alıyor ki, her birimiz diğerinin benzeri olup çıkıveriyoruz. Standardlaşma bu olmasa gerek! Tüm insanları benzer hale getiren sistemin işine bak ki, sonradan bizleri renkten renge sokuyor. Mor rengini arıyoruz ve “farklılaşma türküsü” söylüyoruz hep bir ağızdan. Zaten her birimiz farklı değil miyiz?
“Bir lokma, bir hırka.” Ecdat, bir cümleyle özetlemiş “huzur”u. Kendimden yola çıkarak, etrafı, milletimi ve insanlığı anlamaya çalışıyorum bazen. Kim anlamış ki ben anlayayım? Kimileri eleştirse de bu yaklaşımın en önemli mesajı “beklentilerimizi” yükseltmememiz konusunda. Beklentilerin sonu bucağı yok ki. İhtiyacımız olandan gayrısı bize ne kadar mutluluk verecek? Sahi mutlu olmak, huzur bulmak için mi çabalıyoruz? Az ile yetinelim, üretmeyelim, kendimizi elimizde avucumuzda olanla avutalım demek değil bu!
Sadece basit bakabilmeye, basit yaşamaya ihtiyacımız var belki de. Tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi. Ne dersiniz?
Sağlıcakla.
Mustafa Esken
