Temmuz, 2008 için Arşiv

h1

Yazıyorum, çünkü;

20 Temmuz 2008

Ne zamandır blog yazmaya niyetim vardı ve yaklaşık bir ay önce başladım yazmaya. Yazdıkça daha da keyifli geldi. Zaten sağda solda yazıyordum. Birçoğunu kendime sakladığım yazılarım var. Bu blogu açtım ve burada eski yazılardan ziyade “taze” yazılar yazmak istiyorum. Yeni bir şeyler söylemek lazım demiş ya Mevlana. O hesap, ben de kendi gündemimde olan, bir şekilde içimden gelenleri yazıyorum. Çalakalem, özensiz yazılar yazmak yerine eli ayağı düzgün yazılar yazmayı tercih edeceğim.

Yazmak, bir süreç. Ve yazarken aynaya bakar gibi kendini görebiliyorsun. Her hangi bir konuda yazmayı deneyin bakalım. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Mesela iyi olduğunuzu düşündüğünüz bir konu seçin ve bir iki sayfa yazmayı deneyin. Yazmanın çok da kolay olmadığını göreceksiniz. Yazı tamamlandıktan sonra o konu hakkında neler biliyorsunuz ve bildiklerinizi ifade edebiliyor musunuz görmüş olacaksınız.

Bazı arkadaşlar neden bu blogu açtığımı, bu blogtan beklentilerimi filan soruyorlar. Neden olmasın diyorum. Söyleyeceklerim var. Düşünüyorum ve fikir üretiyorum. Alıcısı olur mu olmaz mı bilmem. Bunu hep beraber göreceğiz. Şakayla karışık “Bitli baklanın kör alıcısı olurmuş” diyorum. Üzerinize alınmazsınız umarım))

Şairler için söylenir hep. İlham gelir ve yazılıverir şiir. Benim için de böyle. Gün içinde bazen yaşadıklarımın etkisiyle bazen de bambaşka sebeplerle kafamda şimşekler çakıyor. Bunu yazmalıyım diyorum. Kafamda yazıyı üç aşağı beş yukarı yazıyorum. İşte o anda oturup yazmazsam uçuveriyor yazacaklarım. Daha sonra tekrar aynı yazıya erişemiyorum. Böyle bir şeydi aslında. Bu yazıya bu başlığı koymamın da sebebiydi. Yazıyorum, çünkü diyerek aklımda belirenleri yazmıştım kafamda. Az evvel oturdum ve yazmaya başladım. İlham geldiğinde çok daha farkı şeyler yazmıştım. İlhamsız olarak bunlar çıktı. Belki daha sonra yorumlarda devam ederim.

Yazıyorum, çünkü; yazmak istiyorum.
Yazıyorum, çünkü; yazmam gerek.
Yazıyorum, çünkü; itirazım var.
Yazıyorum, çünkü; eleştiriyorum.
Yazıyorum, çünkü; farkın farkındayım.
Yazıyorum, çünkü; değer yaratmak istiyorum.

h1

Benchmarking ve Kişisel Gelişim

7 Temmuz 2008

Dünya hızla değişmeye devam ediyor. Bu değişimi yakalayanlar hayatta kalırken değişime ayak uyduramayanlar sistemin dışında kalıyor. Profesyonel şirketler için geçerli olan bu kural bireyler olarak bizleri de yakından ilgilendiriyor.

Yönetim kavramları oldum olası ilgimi çekmiştir. İşletme bölümünde okurken de yönetim derslerini ilgiyle takip ederdim. Bugün de yönetim konusunda bilgi birikimimi arttırmak için okumalara devam ediyorum. Çünkü yönetim hayatın her yerinde. Bir ev hanımı evi idare ederken; çocuklar kendi aralarında oynarken; profesyonel hayatımızın hemen her alanında; sevgilimizle beraberken; kendimizle baş başayken… Yönetim, kendi başına tanımlanmaktan çıktı. Artık zaman yönetimi, stres yönetimi, kriz yönetimi, imaj yönetimi, ilişki yönetimi, kariyer yönetimi vs kavramlar var. Bunları istediğimiz kadar çoğaltabiliriz.

Öğrendiğim bilgileri ve kazandığım tecrübeleri farklı alanlara uyarlamak ve farklı alanlarda uygulamak keyif veriyor bana. Profesyonel yönetim ilkelerini hayatıma da uyarlamaya çalışıyorum. İşletme yönetiminde “benchmarking” diye bir kavram var. Ta Japonyalarda doğmuş Amerikalarda hayat bulmuş bir kavram. Türkçe’de kıyaslama, örnek edinme gibi karşılıkları var. En öz ifadeyle benchmarking, bir firmanın piyasadaki başarılı firmaların yönetim sistemlerini, çalışma ilkelerini vs inceleyerek kendi varlık amaçlarıyla çelişmeden kendilerine uygun olanları alıp kendi yönetimlerinin parçası haline getirmek diyebiliriz. Yani en iyiye ulaşmak için yapılan birtakım çalışmalar bütünü. NLP (Neuro Linguistic Programming) birisi bir şey başarabiliyorsa bunu başkaları da başarabilir diyor. Neuro Linguistic Programming’in doğuşu da benchmarketing’e bir örnek aslında. NLP, 1970’li yılların başında matematikçi Richard Bandler ve dilbilimci John Grinder’ın belirli becerilere sahip olan insanlar ile bu becerilerde mükemmelleşmiş insanlar arasındaki farklılıkları ortaya koyma çalışmalarıyla Kaliforniya’da doğmuş. Bandler ve Grinder, mükemmel performansa sahip insanları modellemiş ve bu performansa diğer insanların da ulaşabilmeleri için gerekli teknikleri oluşturmuşlar.

Benchmarking, kişisel gelişimimiz açısından da faydalı olabilir mi? Elbette ki, evet! Örneğin yeni mezunlar kariyer yapmak istedikleri alandaki başarılı kişilerin biyografilerinden, röportajlardan kısacası hayat hikayelerinden faydalanabilirler. İnternet birçok şeye olanak sağlıyor artık. Başarı kazanmış insanların hikayeleri ile bir yol haritası hazırlayabiliriz.

Yeni mezun gençlerin çoğu, mezuniyetin ardından iş arama süreci yaşıyorlar. İş aramak bazen işkenceye dönüşüyor. Olumsuz olarak geri dönen her başvuru özgüveni yavaş yavaş sarsıyor. İş arama süreci uzadıkça da özgüven de azalıyor. Gençler, kariyer sahibi başarılı insanları imrenerek takip ediyorlar ve biran önce yüksek pozisyona gelebilmeyi arzuluyorlar. Ama bu mümkün olmuyor ve gençlerde huzursuzluk ve mutsuzluk oluşuyor. Oysa ki, kariyer sahibi insanların o seviyelere nasıl çıktıklarını bilseler kendilerine de haksızlık etmezler. Benchmarking bu durumda da faydalı olabilir. Ters açıdan bakalım: başarılı insanların başarı sırlarını öğrenmek gibi başarısız olanların başarısızlık sebeplerini sorgulamak da faydalı olabilir. Tabii ki, her zaman her bilgiye ulaşamayabiliriz. Ama en kötü ihtimalle gözlemlerimiz bile bizlere ipucu verebilir.

Herkes bir şekilde kendi hayatını yönetiyor. Yönetim herkese hitap ediyor…