
Bordür ve Tretuvar Çalışması
14 Haziran 2008Başkent yine imar atağına kalktı. Her tarafta hummalı çalışmalar devam ediyor. Yollar kapandı, kaldırımlar söküldü…
Tüketim üzerine iki farklı yaklaşım tartışılıyor. “Tüketmek yaşamaktır” ve “Tüketirsen tükenirsin”. Türk belediyeciliği birinci felsefeyle hareket ediyor galiba. Seçimler de yaklaşıyor ya artık her taraf delik deşik olur. Başkentte çalışmalar çoktan başladı bile. Şehir planlaması bizde öteden beri gelişmemiş bir alan. Önce asfalt dökülür, yollar adam edilir. Bir sene sonra boru döşemek için her taraf kazılmaya başlanır. Sonra tekrar yollar düzeltilir. Bu sefer başka bir çalışma için yollar, kaldırımlar kazılır. Milli servet de bu şekilde eriyip gider. Tabii kimin umurunda milli servet? Yapılan bu çalışmalar boşa değildir. Siyaset ve siyasetten beslenenler için birincil derecede öneme haizdir bu çalışmalar. Siyaset maalesef türbinlere oynamaktır ülkemizde. Bakın belediye ne de güzel çalışıyor?
Dev şirketlerde Türk mühendisleri önemli başarılara imza atıyorlar. Türkiye, birçok firma için mühendislerin istihdam edildiği bir bölge halini almaya başladı. Dünya piyasasına göre nispeten daha ucuz işgücü ve daha kaliteli üretim demek Türk mühendisliği. Demek ki, mühendislerimizde sorun yok. Peki kimde sorun? Türkler yöneticiliği bilmiyor diyeceğim. Ama tarih bilgim böyle bir cümleyi kullanmayı asla müsaade etmez ve etmeyecek de. Dünya tarihinde Türklerin önemi sandığımızdan çok ama çok daha fazla. 16 tane büyük devlet kurmuş bir milletin parçasıyız. Birçok tarihçiye göre bu rakam 16’nın çok üzerinde. Tarihten günümüze gelelim. Artık Türk yöneticileri de dünya piyasalarında üst düzey yöneticiler ile rekabet etmeye başladı. En önemli örneklerden birisi Muhtar Kent. Avrupa ve dünyada genç nüfus oranı yüksek milletlerden birisiyiz. Nüfus doğru yönetilirse bize stratejik yönden büyük avantaj sağlayacak. Doğru yönetilemezse ülkemizin kamburu olacak. Bu nedenle Türklerin dünya piyasasına yönetici ihraç etmesi gerekiyor. Tabii bu da kendiliğinden olacak bir şey değil.
Küresel ısınma çok tartışılır gibi görünüyor. Ama tartışmalar insanoğlunu ilgilendirmiyor galiba. Bizler bile televizyonda yayınlanan haberleri, belgeselleri seyrediyoruz. Birkaç dakika düşünüyoruz, endişeleniyoruz. Çok geçmeden kendimize geliyoruz ve devam ediyoruz aynı tempoda yaşamaya. Muhtemelen siyasiler de bu konu üzerinde çok fazla düşünmüyorlar. Çünkü bu, uzun vadeli bir konu (çok fazla zamanımız kalmadı kalmasına da 4-5 senelik seçim dönemi düşünülürse hala uzun vade olarak değerlendirilebilir).
Türkiye’nin kendine özgü çıkış yolları geliştirmeye ihtiyacı var. Bir gazeteci öneride bulunmuştu birkaç sene evvel. Devlet sektörüne girebilmek için gençlerden bazı şartlar isteniyor. Kamu Personeli Seçme Sınavı yapılıyor ve yüz binlerce aday sınavı kazanmak için yarışıyor. Devletin en önemsiz görevlerini bile yetişmiş insanlara teslim ediyoruz. Ama en önemli kararları alacak olan milletvekilleri için her hangi bir düzenleme yok. Milletvekilliği Seçme Sınavı düzenlense şuan mecliste bulunan kaç vekil sınavı geçer dersiniz?
Demem o ki, yönetim, yönetim ve yönetim. Her şeyin başı yönetim. Her şeyden önce hepimiz birer yöneticiyiz. Kendi hayatlarımızı kim yönetiyor? Bizler kendi hayatlarımızı en mükemmel şekilde yönetecek, belediye ve ülke yönetimlerinde de söz sahibi olmaya gayret edeceğiz. Türk milleti koyun gibidir. Başına bir çoban koyarsın. Güdülür gider… Sizce de durum böyle mi? Ben bunu kabul etmiyorum…
Mustafa Esken

kendi hayatlarımızı kim yönetiyor???
soru çok yerinde.öncelikle kendimize sormalıyız,mizacımız ve karakterimiz yani “biz” bize neyi emrediyor?insanoğlunun önce kendini bilmesi, “tanıması” gerekir ki yanlış yönetimlerin yönlendirmelerine kurban gitmesin!
KPSS fenomeninin benim doğamda hüküm sürmesi maddenin kanununa aykırı! tanıyorum,biliyorum.
pekii şimdi ne yapmalı?
Sevgili Selfet,
Peki şimdi ne yaplalı diye bitirmişsin yorumunu. Sanırım cevap yazının son paragrafında ve senin yorumunda gizli(: Bu sorunun cevabını ve cevaplarını yine “sen” vereceksin!
Muhabbetle…
MERHABA MUSTAFA,
İNAN YAZILARINI OKUDUM VE ÇOK BEĞENDİM.ASLINDA BENİM DE LİSE ZAMANLARIM DA YAZDIĞIM YAZILARIM VARDI.ANCAK DAHA SONRA BIRAKTIM.ASLINDA BEN KONUSARAK DEĞİL YAZARAK KENDİNİ ANLATABİLEN BİR İNSANIM.DEDİĞİN GİBİ YAZARAK İNSAN KENDİNİ DAHA İYİ TANIYABİLİYOR.YENİ YAZILARINI BEKLİYORUM.
SAĞLICAKLA…
BETÜL